4 Temmuz 2008 Cuma

Nothingface - Skeletons (2003)

Nothingface ülkemizde ve dünyada pek fazla bilinmeyen bir grup. Hakettikleri ilgiyi ve saygıyı bulamamış gruplardan bir tanesi. Bunun nedenleri arasında grubun ne yazık ki tam olarak müziğe yüzde yüz konsantre olamaması sayılabilir. Adamlar kayıt için stüdyoya girecekken gitaristin annesinin ölmesi, basçılarının eşinden sancılı bir boşanma süreci yaşaması, tam o sırada da vokalistin evinin elektrik prizindeki kaçak yüzünden tümüyle yanması grubun çok talihsiz dönemlerinin olduğu gösteriyor. Tüm bu şansızlıklara rağmen grup Skeletons gibi bir albüme imza atmayı başarmış.

Grubun soundunun nu-metal olduğu düşünülebilir ama bana göre nu-metalden çok daha fazlası var grupta. Alternatif metal demek daha doğru olur. Şarkı sözleri ve vokalleri bakımından bir nu-metal grubu gibi demek büyük bir hata olur. Pantera stilindeki groovy öğelerin bulunabileceği, gerçekten heavy gitarların ve brutal vokallerin bir arada bulunduğu bir grup.

Skeletons albümünü tek bir cümle ile ifade etmek gerekirse, kızgın, nefret dolu, saldırgan bir albüm demek yerinde olur. Skeletons albümü grup üyelerinin kızgınlıklarını, öfkelerini, özlemlerini müzikal ve liriksel olarak en iyi şekilde bize sunuyor. Gitar riffleri başınıza çekiç gibi sert şekilde vururken, akustik ritmler duygusal sularda yüzmenizi sağlarken ve brutal vokaller odanızdaki herşeyi parçalamanızı teşvik ederken öfke dolu olmamanız mümkün değil.

Vokalist Matthew Holt'un mükemmele yakın bir sesi var. Death metal ve grindcoreculara taş çıkartacak brutallikte şarkı söylerken, Audioslave'den Chris Cornell gibi duygusal olabiliyor. Bas ve davulların cezalandırıcı enerjisi, kulaklarınızın pasını almaya yetiyor. Gitarların harika uyumu, teknik gitar rifflerinin yanında melodik ritmler ve kışkırtıcı gitar tonları kızgınlığınızın artmasına ve albümün havasına girmenizi kolaylaştırıyor.

Bu tarz agresif gruplarda şarkı sözleri çok çocuksu olur, fazla birşey vermez dinleyiciye. Skeletons albümündeyse durum tam tersi. Grup Washington bölgesinden çıkma olduğu için şarkı sözlerindeki politik saldırılar yeterince fazla. Bush ve polis-devlet mantığına giydirmeler harika. "Ether" ve "I wish I was a Communist" şarkıları bu serzenişte baş rolü üstleniyorlar. Liriksel olarak bu kadar hiddet dolu iken aynı zamanda tutkulu ve saf duygu yüklü olabiliyorlar. Şarkı sözlerinin bu kadar akıllıca yazıldığını çok az grupta gördüm.

"Murder is Masturbation" benim favori şarkım. Hani bazen tek başınıza kalırsınız, kızgın olduğunuz bir dönemdir, karşınızdaki gereksiz kişiyi öldürmek istersiniz. İşte bu şarkı sizin için yazılmıştır. Şarkının bölümleri arasındaki geçişler, vokalin ustalığı hepsi bu şarkıda mevcut. Ayrıca akustik kısımdan distorsiyonlu kısma geçişteki davul partisyonlarının ustalığı takdire değer nitelikte.

"Ether" ise tüm albümü özetler nitelikte. Albümün tüm altyapısını ve havasını bu şarkı bir arada toplamış. "He wants us to revolt to set the world on fire. We wont to show restraint because we like the violence. We are security wrapped in our brutality." sözleriyle bu şarkıda emperyal bir ulusa duyulan kızgınlık anlatılıyor. Bu şarkıda ayrıca hiç brutal vokal yok.

"Patricide" parçası bas ve gitar introsunun üstüne vokalin girmesi ile çok şık olmuş. Ayrıca bu şarkının ve "Here Comes the Butchers" ile "I am Him" şarkısının gitarları ustalık işi kesinlikle. Bu şarkılardaki davul kickleri çok iyi kaydedilmiş. Bu da gözüme çarpan bir başka nokta.

Akıllıca yapılmış, öfkeli, agresif, kinci bu albümü kızgın olduğunuz zamanlarda dinleyin derim. Yazının başındaki nu-metal kavramı sizde bir önyargı oluşturmasın. Nu-metal de böyle icra ediliyor muydu dedirtecek kadar başarılı. Albüm tüm vücudunuza yumruklar atacak kadar sert. Brutal müziği sevenlerin kaçırmaması gereken bir albüm. Albüm kapağını ayrıca sevdiğimi söylemeliyim. Ne yazık ki Nothingface bu albümden sonra dağıldı ve 2005'te tekrar toplandı. Yeni albümlerini çıkaracaklar merakla beklemekteyim. On üzerinden sekiz.

Nothingface:
Matthew Holt: Vokal
Tom Maxwell: Gitar
Bill Gaal: Bas/Klavye
Tommy Sickles: Davul

Skeletons:
1. "Machination" : 4:00
2. "Beneath" : 3:33
3. "Murder Is Masturbation" : 3:55
4. "Ether" : 3:43
5. "I Wish I Was a Communist" : 4:03
6. "In Avernus" : 3:28
7. "Patricide" : 3:56
8. "Here Come the Butchers" : 2:59
9. "I Am Him" : 4:05
10. "Scission" : 3:06
11. "Big Fun at the Gallows" : 3:56
12. "Incarnadine" : 3:45
13. "All Cut Up" : 3:38

Toplam: 48:07

Norther - No Way Back EP (2007)

Bu grupla tanışmam tamamen tesadüf eseri oldu. Norther grubunun yeni EP'si yayınlandı haberini çoğu sitede zırt pırt görünce dur bakalım neyin nesiymiş bu grup diye araştırmaya giriştim. Öncelikle size şunu belirtmek isterim diktatör kardeşlerimin aksine(?) ben Children of Bodom grubunu çok severim. Death/Black/Power Metal fikri çok hoşuma gider. Son iki albümünü beğenmesem de pek grubun bende yeri ayrıdır. 2000 tarihli Follow The Reaper benim kişisel ilk 10 albümüm arasındadır. Norther grubunu dinlediğimde açıkçası şaşırdım, C.O.B. mu dinliyorum acaba diye. C.O.B.'dan çok fazla etkilenmiş bir grup. Nedenini merak edip araştırdığımda Norther grubunun 1994'te kurulmasına ön ayak olan kişinin Bodom'dan Alexi olduğunu öğrendim. Grubun beyni gitar/vokal Petri Lindroos bile Alexi'ye tip olarak çok benziyor. Grubun ilk albümü ise 2002 yılında ancak çıkıyor. Grubun müziği melodik death metal olarak adlandırılabilir. Tabii ki, Black ve Power Metal etkileri yeterince fazla. Finlandiyalı bu kardeşlerimizin son albümleri ile Finlandiya'da bayağı bir popüler olmaya başladığını öğrendim. Bu çıkardıkları son EP ile bence daha da popülerleşecekler. EP'leri dinlemek her zaman hoşuma gitmiştir. Çok fazla şarkı yoktur ama albenisi hep daha fazladır. Gruplar en iyi şarkılarını koyarlar. Şunu demek istiyorum; bu EP'de beş tane şarkı var. Norther elemanları bir 5 tane daha üzerinde çok uğraşılmayan şarkı yapıp, EP'deki şarkıların arasına serpiştirip, iyi sayılabilecek bir albüm yapabilirdi. Bu yüzden EP'lere çok sıcak bakan biriyim. Bu EP'nin prodüksüyonu çok iyi olmuş. Zaten Finlandiyalılar bu işi çok iyi kotarıyorlar. Bu yüzden bu, Finlandiyalıları değerlendirirken bir artı değil, normal bir durum.

EP, Frozen Angel adlı şarkıyla başlıyor. Güzel bir klavye melodisi ile başlayan şarkı, çığlık vokalin girmesiyle ivme kazanıp, Bodom tarzında devam ediyor. Güzel birkaç riff var. Şarkının nakaratları temiz vokallerden oluşuyor. Bu benim hoşuma gitti çünkü temiz vokalleri üstlenen Kristian Ranta'nın tok bir sesi var. Klavye ve gitar sololarından sonra, şarkının en son nakarat kısmı ise biraz ilginç olmuş, şöyleki çalan müzik klavye ve sentezleyiciler ile hazırlanmış samplerlardan oluşuyor. Böyle bir bölüm beklemiyordum. Hoş olmuş. Şarkı aynı zamanda bir filmin soundtrackinde yer alıyor. Şarkının kilibinde de filmden görüntüler var.

İkinci parçayı, Children of Bodom'un herhangi bir albümüne rahatlıkla koyabilirsiniz. Akılda kalıcı, gaz ritmler, hızlı sweep dolu sololar, dur kalklı davullar, Çığlık vokaller ile 3 dakika hemen bitiyor. Sanırım bu parça EP ile aynı adı taşıyan No Way Back adlı parçaya geçiş için yapılmış. No Way Back ilk iki parçayı dinleyen birinin pek beklemeyeceği tarzda bir parça. Slow denilebilecek bir çalışma. Melodik bir gitar ile başlayıp aynı şekilde bitiyor. Klavye etkisi çok arka planda. Bass gitar hoşuma gitti bu parçada, boşlukları güzel doldurmuş. EP'deki en sevdiğim şarkı bu oldu. Parça duygu yüklü olmuş kesinlikle. Sözlerede yansımış bu durum:
I hide behind my smile
And it hurts me inside
I cry without shedding a tear
Once away theyr17;re sincere

Dördüncü Reach Out Parçası ise hıza kaldığı yerden devam ediyor. Çok iyi bir riff ile açılan parça için arka plandaki klavye etkisi iyi örtüşme yaratmış. Riffleri çok güzel bu parçanın. Elektro gitarlar döktürüyor resmen. Davulcu arkadaş iyi bir iş çıkartmış. Davulcunun tipini gören biri punk davulcusu zanneder ama amcam black/death metal davulcusu olduğunu hissettiriyor.

EP'nin kapanış parçası Close Your Eyes ise gerçekten çok iyi bir şarkı olmuş. Temiz ve çığlık vokallerin bir arada kullanıldığı nakarat kısmış çok güzel. Şarkıda tüm klasik numaralar var. Gaza getirici geçişler ve akılda kalıcı ritmler kullanılmış. Nakaratın ikinci kez söylenmesinden sonraki bölüm ise çok şık olmuş. Bu bölümde bas, davul ve klavyeden oluşan, klavye önderliğinde zarif bir melodi var. Tek kötü yanı kısa tutulmuş olması. Bu şarkının sözleri de hoşuma gitti. Gözlerini kapatıp, günahlarını ve acılarını defedip yalanlaman gerektiğini öğütleyen bir parça.

No Way Back EP'si benim için hoş bir süpriz oldu. Children of Bodom tarzından nefret edenler bu EP'yi hayatta sevmezler. Dinleyip severlerse o zaman Bodom'dan nefret etmelerine bir anlam veremem. EP'nin Children of Bodom'dan ayrılan kısmı ise clean vokalleri ve çok az olan klavye soloları. Klavyeci arkadaş yetenekli biri belli. Bence ileride daha fazla katkıda bulunmalı. Bodom'a nötr bakanların ise sevmemeleri için hiç bir sebep yok. Bu Norther grubu bence böyle devam ederse Amerikayı bilmem ama Avrupa metalinde popüler bir yer edinir. EP'nin kapak çalışması da çok hoşuma gitti. Zaten Finlandiyalıların kapak çalışmaları hep çekici oluyor. On üzerinden yedi buçuk.

Norther:
Petri Lindroos - Vokal/Gitar
Kristian Ranta - Gitar/Temiz Vokal
Heikki Saari - Davul
Jukka Koskinen - Bas
Tuomas Planman - Klavye/Sentezleyici

No Way Back EP:
01. Frozen Angel (04.08)
02. C.U.S. (03.13)
03. No Way Back (05.20)
04. Reach Out (03.38)
05. Close Your Eyes (04.37)

Toplam: 20.59

Murderdolls - Beyond the Valley of the Murderdolls (2002)

Öncelikle, nispeten eski tarihli bu albümün kritiğini yapmak istemem sizlere grubu biraz olsun tanıtmaktır. Murderdolls grubu Slipknot davulcusu Joey Jordison ve Static X grubunun (ex)gitaristi Tripp Eisen tarafından oluşturulan bir yan proje olarak müzik dünyasına girdi. Ben bu iki grubu da çok sevdiğim için ilgimi çekti tabi. Açıkçası bu grubun olası yapabileceği müziği direkt endüstriyel metal olarak düşünmüştüm. Yanılmışım. Dumura uğramışım. Benim gibi düşünen insanları mors edip, icra ettikleri müziğin Horror Punk Rock ve Glam Metal arası bişey olduğunu dersem durumu anlatmış olurum zannedersem. Grubun müziği için The Misfits grubunun Mötley Crüe ile birleşmesi deniyor. Kesinlikle doğru bir tasvir. Ben ise farklı birşey diyeceğim Zombie Metal. Evet doğru okuyorsunuz zombie metal. Şimdi nasıl olur da böyle birşey olur. Bunun için müziği dinlemeniz lazım.

Sözü fazla uzatmadan, grup 2002 yılında Beyond The valley of the Murderdolls adlı bir albüm yayınladı. Şu ana kadar yayınlanan tek albüm bu. Albüm yayınlandığında herkesin düşüncesi Joey ve Tripp'in yan projesi olduğu yönündeydi. Gruptaki diğer elemanları takan yoktu. Yanıldıkları ölümcül nokta ise mikrofonun başında Wednesday 13 adlı bir amerikalının olması idi. Bu şahsiyet grubun çizdiği rotayı en iyi şekilde belirleyen biri ve grubun kaptanı pozisyonundaydı. Sonuç ise muhteşem. Her ne kadar grup memleketleri Amerikada pek benimsenmese de Avrupa ve Japonya'da inanılmaz bir fan kitlesi oluşturdular. Özellik benim de bulunduğum dönemde İngiltere'de ünleri acayip artmıştı. Bu Wednesday 13 kişisi çok enteresan bir adam o yüzden onu daha sonra inceleyeceğim.

Slipknot fanatikleri için hoş bir süpriz var Murderdolls'da. Çünkü beklendiği gibi Joey davulun başında değil. Kendisi gitarları ve ayrıca soloları da üstlenmiş. Açıkçası adam iyi çalıyor. Grubun gitar soundu çok güçlü. Zaten yıllar geçtikçe şunu farkettim. Avrupalıların gitar soundları amerikalılara göre daha farklı oluyor. Ben amerikan soundu daha fazla seven biriyim daha güçlü buluyorum.

Albüm tamamen punk ruhunu taşıyor. Albümde 15 şarkı var ve 4 dakikayı aşan sadece bir şarkı var. Kısa olduğu için şarkılar baya hızlı ve akıcı. Şarkıların altyapıları gitara göre ayarlanmış. O yüzden gitarlar bayağı ön planda. Punk soloları çok geyik olmuş. Bunda tabiiki Tripp ve Joey'nin etkisi büyük. Davullarda ise ilgimi çeken bir nokta var. O da bazı şarkılarda bizim bildiğimiz tef kullanılması. Şarkılarda çok komik bir etkisi var. Vokaller ise çok değişik. Zombie vokalleri var. Aklıma başka bir tarif gelmiyor. Temiz vokal değil, Çığlık vokal değil, hardcore vokal değil evet bu olsa olsa zombie vokali olur.

Albümün şarkı sözleri tamamen ayrı bir yazı konusu olur ama genel olarak amerikan pop kültürüne şiddetli giydirmeler var ve çok güzel dalga geçiyorlar. Sözler tamamen eğlenceli. Korku filmlerinden esinlenen şarkı sözleri, zombileri anlatan şarkılar, zombi metal kavramımı daha da güçlendiriyor. Şarkı isimlerini çok iyi incelemenizi tavsiye ediyorum ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Wednesday 13 çok iyi bir şarkı sözü yazarı. Adamın ingiliz metal hammer dergisindeki düşünce yazılarını da bir dönem takip etmiştim. Beni etkiliyen insanlar arasında olduğunu söyleyebilirim. Gerçekten karizmatik bir adam ve ne zaman ne demesi gerektiğini çok iyi biliyor. Şarkı sözleri de bu bakımdan eğlenceli ama kesinlikle boş değil. Albümdeki favori şarkılarımı biraz anlatmak istiyorum.

Dead in Hollywood şarkısı albümdeki en çok göze çarpan parça, zaten bir klibi de bulunmakta. Parçayı ilginç kılan ise müzik yapısı ve bence tefli baterileri. Şarkıda hollywoodun korku karakterleri olan frankenstein, dracula, ed wood, norman bates gibi şahıslara göndermelerde bulunuyor. Bu Wednesday 13'ün korku filmlerine olan düşkünlüğü sonucu onlara duyduğu saygıyı ve özlemi anlatan bir parça. Nispeten diğer şarkılara göre ciddi sayılabilecek komik bir parça.

Bir diğer favori şarkım ise 197666. Çok hızlı bir girişi olan şarkı Wednesday 13 için yeterince kişisel bir şarkı zira adam 1976 senesinde doğmuş. Davullarını seviyorum bu parçanın. Ben Graves belki Joey'den birkaç numara öğrenmiştir kim bilir. Sözler ise gerçekten problemli ve komik. Örneğin:
In 197666 I killed an animal rights activist
Because animals ain't got no rights that's right

She was a teenage zombie şarkısı albümü genel olarak özetleyen bir şarkı. Şarkı baştan aşağı eğlenceli. Gitarlar ve özellikle baslar eğlenceli notaları çalıyor. Parçadaki çalınan her nota komik ve içten. Ayrıca çok gaz bir şarkı. Şarkı tabii ki genç bir adamın zombinin birine duyduğu aşkı anlatıyor.

Korku filmlerini anımsatan bir introyla açılan dawn of the dead aynı isimli film için yazılmış bir şarkı niteliğinde. Hatta filmi daha iyi özetleyebilir miydi zannetmiyorum. Davul kickleri, gitar solosu çok güzel oturmuş. Nakarat kısmı devam ederken arka planda solo gitarın devamı çok şık durmuş.
When there's no more room in hell
Then the dead will walk the Earth
And the living won't have a prayer
Cause it's the dawn of the dead

Murderdolls elemanlarının imajı çok korkutucu. Ölü makyajları ve dreadlock'lı saçlarıyla insanı korkutmaya yeter. Günümüz glam tarzı bu olsa gerek. Giysileri olsun sahnedeki duruşları olsun imajları dört dörtlük.

Murderdolls, her dinlediğimde beni neşelendiren ve gaza getiren bir grup. Bazı dinleyiciler grubun yaptığı müziği ciddiye alıyorlar. Şöyle bir durum var eğer bu adamlar bu müziği ciddi olarak yapıyorlarsa gerçekten ruhsal sorunları var demektir ve müzik dünyasına hiçbir şey vermiyorlardır. Ama benim görüşüm bu müziği tamamen zevk olsun diye yaptıkları yönünde. O zaman işte metal müzikte çok enteresan bir alt dal olarak yerini alır bu grup. Murderdolls ne yazık şu an aktif durumda değil. Grup elemanlarının hepsi farklı projelerde yer alıyorlar. Bunlar içinde Wednesday 13 buna benzer bir müziği kendisi solo albümler yayınlayarak devam ettiriyor. Grup hakkında birkaç anektod ile yazıyı bitirmek istiyorum. Metal Hammer'ın bir partisinde Cradle'dan Dani Filth ile tartışan davulcu Ben Graves, Dani abimizi binadan dışarı atabilecek kadar güçlü bir şahsiyet. Ayrıca Iron Maiden ile turnedelerken neredeyse turneden kovuluyorlarmış. Sebebi ise grubun olumsuz davranışları. Sabahın 4'ünde otelde yapılan parti sırasında sarhoş olan Murderdolls elemanlarından Graves'in yanlışlıkla Iron Maiden ekip elemanlarından birine şişe fırlatması ve Joey'nin bir başka ekip elemanının üzerine işemeye kalkışması, turneden kovulmalarına sebep olacakmış. Elemanlar da böyle eğlenceli tipler. Sürekli bunalım müzik dinleyen Türk Rock gençliği için ilaç olabilecek bir müzik bu. Neşelenmek istiyorsanız ve zombie metalde bana katılmak istiyorsanız dinleyiniz dinletiniz.

Murderdolls:
Wednesday 13: Vokal
Joey Jordison: Gitar/Geri Vokal
Tripp Eisen: Gitar
Acey Slade - Gitar...Tripp Eisen yerine
Ben Graves: Davul
Eric Griffin: Bas

Beyond the Valley of the Murderdolls:
1. "Slit My Wrist" : 3:50
2. "Twist My Sister" : 2:06
3. "Dead In Hollywood" : 2:49
4. "Love At First Fright" : 3:07
5. "People Hate Me" : 4:49
6. "She Was A Teenage Zombie" : 3:02
7. "Die My Bride" : 3:14
8. "Graverobbing U.S.A" : 3:21
9. "197666" : 2:19
10. "Dawn Of The Dead" : 3:43
11. "Let's Go To War" : 3:23
12. "Dressed to Depress" : 2:13
13. "Kill Miss America" : 2:27
14. "B-Movie Scream Queen" : 3:49
15. "Motherfucker I Don't Care" : 2:55

Toplam: 46:31

Megadeth - United Abominations (2007)

Bu müziğe ölümüne thrash modunda girmiş ve bu modu devam ettiren biri olarak, Megadeth benim çok sevdiğim ve saydığım bir grup. Dave Mustaine denen adamı kısmen anlayabiliyorum. Sürekli olarak "diğer" grup ile kıyaslandığınızı düşünün. Buna içki, uyuşturucu ve sol kolunuzun çalışmasını engelleyen sinirsel problemleri ekleyin. İnsanın küllerinden doğması gerçekten zor. Bu açıdan değerlendirdiğimde "The System has failed" gerçekten kaliteli ve Megadeth için geri dönüş niteliğinde bir albümdü. Ayrıca artık Megadeth tamamen Dave'in kişisel projesi haline geldi çok hoşuma gitmese de. Müziği sürekli değiştirmeye çalışan prodüktörler yok. "Diğer" gruba alternatif yaratmaya çalışan müzik şirketi yok. Durum böyle olunca Mustaine gerçekten o an ne hissediyorsa onu yapıyor. Mustaine'in bence en iyi yaptığı şey thrash metal. Bu adam bu iş için doğmuş ve birçok thrashçinin idollerinden biri olmasının sebebi de thrashin mucitlerinden biri olması. Bu yüzden Megadeth bence hep en iyi yaptığı şeyi yapmalı. Risk albümünde olduğu gibi beceremedikleri elektronik ve pop etkileri müziğe sokmaya çalışmamalı, radyoların sürekli çalacağı tarzdan pop şarkılar yapmamalı. Neyseki Dave sanırım bu durumu görmüş ve "The System has failed" albümünden başlayarak "United Abominations" albümü ile bize sapasağlam bir albüm sunmuş.

United Abominations grubun 11. stüdyo albümü ve RoadRunner'dan çıkan ilk albümü. Glen Drover (gitar), Shawn Drover (davul) ve James Lomenzo (bas) kadrosu da ilk kez bir Megadeth albümü yayınlıyor. Albümün prodüksiyonu için söylenecek çok fazla bir şey yok. 20 yılı aşkın bir süredir müzik yapan grup da artık kötü prodüksiyon yapıyorsa bıraksın artık müziği. Bu yüzden her enstrüman çok temiz duyuluyor. Bir tane bile falso zil dahi yok. Mükemmele yakın. Albümü dinlerken ilk gözüme çarpan şarkı içindeki pasaj düzenlemelerinin çok yerinde olması. Mesela koro kısımlarında çalınan riffler ile arka plandan gelen solo gitarın uyumu çok iyi hazırlanmış. Her şarkıda kendini hissettiren bas gitar bir önceki albümdekinden çok daha oturaklı olmuş. United Abominations şarkısında olduğu gibi soloların üzerine serpiştirilen Megadeth'e has konuşmalar ve tabii ki çok akıllıca yazılmış korolar albümün gerçekten çok sağlam olduğunu hissettiriyor. Albümün ise sanırım dinleyiciyi en çok zorlayacağı kısmı şarkı sözleri. Mustaine bu konuda benim her daim taktirimi kazanmış biridir. Diğer gruplar gibi politikaya bulaşmayayım tepki toplamayayım asla dememiştir. Bu albümde de politik bakımdan çok rahatsız edici şarkılar var. Amerikhastan, Washington is Next, Gears of War, United Abominations bu şarkıların öncüleri. Albümde benim değil ama Lacuna Coil fanlarının hoşuna gidecek bir de süpriz var. A Tout Le Monde şarkısında Mustaine ile Cristina Scabbia düet yapmış. Şarkı şarkı değerlendirme yapmayacağım zira her şarkı benzer özellikler taşıyor ayrıca albüm müzikal açıdan tam bir bütünlük gösteriyor. Tam anlamıyla karakteristik bir Megadeth albümü.

Albümün artılarının yanında bence yanlışlarını da söylemeden geçmek olmaz. Öncelikle A Tout Le Monde şakısının albümün tam ortasına konması on kusurlu haraketten bir tanesi. Bunun yerine özel baskı için yapılan Black Swan parçasıyla bu şarkı yer değiştirebilirdi. Çünkü ben açıkçası A Tout Le Monde parçasının yeni bir parçaymış gibi sunulmasından rahatsız oldum. Yani yeni bir Megadeth şarkısını dinleyebilmek için illaki
"special edition" versiyonunu mu almamız gerekli? Ayrıca düetin çok başaralı olduğunu söyleyemeyeceğim. Orta halli bir düet. Yanlış anlamayın hatunun sesi fena değil. Ama ben şarkıda tutmadım. Albümün bir başka falsosu ise grubun diğer elemanlarının tamamen bir kiralık müzisyenler gibi çalması. Yazının başında dedim gerçi artık Megadeth Mustaine'nin solo projesi gibi ama yine de Megadeth'in 90lardaki kadrosunu çok seven biri olarak biraz yadırgadım. Madem durum böyle o zaman The System has failed albümündeki gibi Chris Poland'ı stüdyoya getir ve solo yaz ve çal kardeşim de. Eğer grupta King Diamond'dan hatırlayabileceğimiz Glen Drover gibi biri varsa, adamın sololara en azından ruh katmasına izin ver. Yani albümde sanki her enstrümanın başına Mustaine geçmiş ve sırasıyla çalmış. Bu yüzden United Abominations da sadece Dave'in ruhu var.

Albümde gözüme çarpan nokta ise başta albüm kapağı. Megadeth'in ünlü maskotu Vic Rattlehead yok. Ya da onun değişik bir versiyonu var böyle biraz post modern bir hava verilmiş. Kapakta "Peace Sells..." albümden hatırlayabileceğimiz Birleşmiş Milletler binası var. Bina yıkıldı yıkılacak. Albümün politik havasıyla iyi örtüşen bir kapak çalışması. Albümde bir tane bonus track var. Out on the Tiles şarkısı bir Led Zeppelin yorumu. Sadece japonya baskısında var. Açıkçası dinlemek isterdim çünkü Mustain'in yorumlarını çok seven biriyim. Dinlemek istememin bir başka sebebi de Led Zeppelin bu şarkıda değişik bir davul seti kullanmış. Megadeth de aynı davul setini kullanmış şarkıda. Enteresan olduğunu zannediyorum. Ayrıca RoadRunner dinleyicilerin ceplerine göz diktiği için özel baskıda 3 tane farklı parça var: Black Swan, The Bodies Left Behind ve bir tane canlı performans. Benim albümdeki favori parçalarım son iki parça; ki onlar You're Dead ve Burnt Ice. Bu biraz benim için ilginç oldu çünkü albümde 11 parça var benim favorilerim son iki parça.

United Abominations gerçekten kaliteli bir albüm. The System has failed ile kardeş bir albüm. Ayrıca Megadeth demek sizin için sadece Mustaine demekse albümü kesinlikle seveceksiniz. Risk albümünü seven bir Megadeth dinleyicisiyseniz hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Megadeth'in daha fazla progresif bir müzik yapması gerektiğini savunanlardansanız yine hayal kırıklığına uğrayacaksınız. 2007 yılında thrash heavy metal arası bir albüm United Abominations. Ve ben Megadeth'in thrash halini çok seven biri olarak ilk dinleyişten itibaren hemen benimsedim albümü. 10 üzerinden 8.